Dünyanın serefli ve mukaddes, lâmekânâ bakan mekânıdır. Ruhların niyaz ve teveccühü
buradan lâmekâna gider..
Lâmekânın, mekânda görünür kapısıdır, bu mübârek yer… Dualar, arzular orada kabul
olunur, huzura oradan gidilir… Meleklerin, Velilerin toprakta ugragıdır. Mirâc-ı Nebi oradan
baslamıs, nidâ-i Rasûl oradan dünyaya yayılmıstır… Kelâmullah o topraklarda kalb-i pak-i
Rasûle verilmeye baslanmıstır… Orada her sey sâkin gök insana çok yakındır, o yerde…
Kelâm-ı Ilâhinin heybetinden, her zerresi topragın Allah’ı tesbih etmektedir, o yerde…
Milyonlarca, rızaya kosanların çevrildigi makamdır orası… Hiç bir an yoktur ki o makam
insanla çevrilmemis bulunsun. Lâmekânın mekânı Beytullah’tır o yer… Rasûlün mübarek
ayaklarını bastıgı o topraklar, mübarek sadrlarına giren hava, o havadır. Rahmetin
kaynagıdır o makam. O makama yakından yapılacak hürmette, biraz beserî korku veya
riya gizlenebilir. Uzaktan yapılacak hürmette ise, havf ve sevgi vardır… Bundan dolayıdır
ki, Rasûlullâh bile, ruh-u muallâlarını, uzakta, Medine’de teslim etmislerdir.
Rasûle yapılacak hürmet ile Kâbe’ye yapılacak tâzîmin ayrılması murad oldugu içindir bu
ayrılık.. Ravza-i Rasûl Kâbede olsaydı hürmet dagılacak, ortaya hürmette ikilik ve
kıskançlık çıkacak… Rasûller tarihi tetkik edilecek olursa, bütün Rasûllerin, Nil, Filistin,
Hicaz, Cezire’tül-Arab mıntıkasında ilâhî vahiylerini aldıkları görülür… Nil, Kudüs, Tur-i
Sina, Cebel-i Hıra, Arz-ı Kenan seçkin ve mukaddes yerler olarak taayyün etmislerdir.
Binlerce mucize, yüzlerce afat-ı ilâhîye taskın insan kitlelerine çarpmıstır o yerlerde; adeta
bu mıntıkalar Kudret i Ilâhîye ile mücadele eden sapkın insan kitlelerine sahne olmustur…
Lut kavimleri, Sodom ve Gomoreler, Nuh tufanları, Adem ve Havva, Firavun ve Musa
vakaları, Ebu-cehiller, Nemrutlar hep bu mıntıkaları, küfür ve îmânın, hakikat ve dalâletin,
çarpısma sahneleri yapmıstır. Bu hâdiseler murad-ı ilâhî ile vukua gelmis, beser
dalâletinin, hakikatı ilâhiye karsısında, mezarı olmustur o yerler… Dalâlet ve küfürden
süzülen beser oglu, bu hakikatların tam yerini, bir namaz esnasında, Rasûlün birden bire
Kâbe’ye Medine’den teveccüh ederek dönmesi ile bütün bu mukaddes yerler birleserek
Hâtem-ün-nebiyyîn asıl ve esas Kâbe’si son tecelligâh-ı ilâhîsini bulmustur…
Mucizeler birlesmis, Ruhlar tevhide baglanmıs, bütün Allah diyenler Kâbe’ye çevrilmistir.
Cenâb-ın Rasûl’ü, Illiyyîn’e, Mi’rac’da Cebrail kavusturmustur. Mekke ile Kudüs arası
Miraç’ın ilk merhalesini teskil eder… Âbit olarak… Ötesi bizce meçhul… Bir sey
söyleyemeyiz.. Namaz, müminin Miracı olduguna göre, cami, kulun Illiyyine çevrilerek,
Mirac’a gitmesine aracılık yaptıgından, Cibril-i Eminin yerini tutmaktadır… Bundan dolayı,
Cibril-i Emin, Mescid’i Aksâ’da, Rasûlün Enbiya ervahına imam oldugu yerde, ilk ezanı
okumustur.. Ervaha imam olan Cenâb-ı Rasûlün hareket noktası, mekânda cesedi ile
Mekke’de oldugu için, bir gün, Medine’de Mescid’i Aksa’ya dogru namaz kılınırken, Rasûle
Mekke’ye dönmek emr-i vahyi gelmis ve hemen Mekke’ye dönmüstür. Mekke illiyyine
gitmek arzusuna talip abdin hareket noktası, yâni Miraç’ın baslangıcı oldugundan,
namazda Kâbe’ye dönülür…
Ruhanî Âlem kapısı, rızaya giden yol, Cemâle giden nur yolu, Melekûtun hareket noktası,
ruh âleminin görünür merkezidir, Kâbe… Beserin dalâleti o kadar katılasmıs bir hale
gelmisti ki, Kâbe’yi tastan ilâhlarla doldurmustu…
Etiketler:
alemden.yağmur,
manevi,
münir derman,
ruh,
Dr. Münir Derman,
Kelâm-ı Ilâhi,
yagmur,
alem,
derman,
münir,
kabe,
mekan,
damla,
Lâmekânın,
lamekan
Related posts