Eyl 14 2008

TASAVVUFI SOZLER

Kategori: _TASAVVUF_TALHA @ 16:33

Tasavvuf, Hakk’ın, seni senden öldürmesi ve seni kendisiyle diriltmesidir.

Â
 Sen insana ulaşmadan Allah’ı nasıl arıyorsun?.

Â
 Allah’ım! İnsanlar seni verdiÄŸin nimetler yüzünden severler; bense seni verdiÄŸin belalar yüzünden severim.

Â
 Aşka delilik diyen , hayatın sırrına ebediyen bigane kalsın.

Â
 Bilmediklerimi ayağımın altına alsaydım, başım göğe değerdi.

Â
 Bir gün nefsime dedim: gel seninle Rabbime gidelim. gelmedi. Ben de tek başına yürüdüm, gittim.

Â
 Allah’ı bilenler ise, ruhun beynin özü ve hakikatı olan Hak’ tan geldiÄŸini müşahade ettiler..

Â
 Allah sizin kalıbınıza ve suretinize değil, kalbinizin temizliğine bakar.
Hz. Muhammed (s.a.v)
Â
 Bir insanda görülen ameller ve takvadan baÅŸka, bir de onun cevher gibi güzel olan gizli amel ve takvası vardır. Bakış gücü olmayanların nazarları, görünen amellerdir. Halbuki biz onlara bakmıyoruz. Biz insanın içine, içindeki sırra bakıyoruz…

Â
 Bir kimse kendi hakikatine arif olursa, hiçbir itikat ile kayıtlı olmaz.

Â
 Bütün maşuktur, aşık perdedir. Diri maşuktur, aşık ölüdür.
Mevlâna
Â
 Cevizin kabuğunu kırıp özüne inmeyen cevizin hepsini kabuk zanneder.
Gazâli
Â
 Eğer bir müminin kalbini kırarsan Hakk’a eylediğin secde değildir.

Â
 Ey birader, sen ancak bir düşünceden ve fikirden ibaretsin. Üst tarafın kemik ve A’sab sinir ve adalât (kas) ve elyaftan ( ve hayvanda adaleleri meydana getiren ince lifler) ibarettir.
Mevlâna
Â
 Hakikât yolu, aranmakla bulunmaz. Ama Bulanlar ancak arayanlardır.

Â
 Hakikatte ArÅŸ ve Beytullâh, Allah’ı bilen arifin kalbidir.
Muhyiddin Arabi
Â
 Hakk’ın Rahmeti bizim günahlarımızdan büyüktür.

Â
 Her kişinin iki resülü vardır. Biri zahir, diğeri batın. Zahir dildir, Batın gönüldür. Dil Muhammed’e, gönül Cebrail’e benzer.

Â
 Her şey maşuktur , aşık bir perdedir. Yaşayan maşuktur , aşık bir ölüdür.
Mevlâna
Â
 İnd-i Sânî’de, bütün mahlûk TEK bir NOKTADIR; Kâinâtın cümlesi bu, da bir NÜKTEDİR!..
Ken’ân Rifâî
Â
 İstesem sırf fatiha suresinin tefsiriyle yetmiş beygiri yüklerim.

Â
 Kendimi arıyorum, gören varmı?
Erzurumlu İbrahim Hakkı
Â
 Kerem, dünyayı ona muhtac olana vermen ve kendisine muhtac olduğun Allah’a yönelmendir..
Ebu Hafs
Â
 Kimde sevgi varsa, Allah’ın varlığı ondadır.
Mevlâna
Â
 Kimi aşık görürsen, onu maşuk bil. Zira o aşka nisbetle hem aşıktır, hem de maşuktur.
Mevlâna
Â
 Kur’an insanlara pek çok ÅŸeyi sembollerle anlatırken; tasavvuf ise baÅŸtan sona, serâpa sembol ve mecazdır.

Â
 Maddi hayata meyledenler için hayat deniz suyu içmeye benzer, içtikçe susarlar, susadıkça içerler.

Â
 Musibetin sevabına talip olmaklığın, musibeti çekmekte iken de varsa, zahidsin.
Hz.Muhammed (s.a.v)
Â
  ve az kaldı kaderi geçecekti. ve nazardan Allah’a sığının.
Hz.Muhammed (s.a.v)
Â
 , tüm çizgilerin esasıdır.

Â
 Okunacak en büyük insandır..
Pir Haci Bektasi Veli
Â
 Ölüm, yaradılmışın Yaradan’a kavuşmasıdır,Şeb-i arus’dur.
Mevlâna
Â
 Sevgin yoksa, dost arama.
Sâdi
Â
 Algılanan varlığın, Hakkın vücudu olduğunu müşahade, vahdet-i vücud’dur.

Â
 Tasavvuf zamanı en uygun bir şekilde değerlendirmekten ibarettir.
Ebu Siad-i Ebu’l Hayr
Â
 Tasavvuf, Allah ile olan muamelenin saflığıdır. Bunun aslı da dünyadan yüz çevirmedir.

Â
 Tasavvuf, bila-alaka (hiçbir bağ olmadan) tamamiyle Allah ile olmandır.

Â
 Vücudun, ilmi ilahide, ilimden ibaret olduğunu müşahade, vahdet-i şuhud’dur.

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Related posts


Eyl 04 2008

İmam-ı Gazaliden Nasihatler

Kategori: _TASAVVUF_admin @ 03:38

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla.
   
Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’a; iyi akıbet O’ndan sakınanlara; salât ve selâm O’nun Peygamberi Muhammed’e ve bütün âline olsun!

   BU KİTABIN YAZILMASININ SEBEBİ
   Ey okuyucu! BilmiÅŸ ol ki Åžeyh İmam Zey-nü’d-Din, Hüccetü’l-İslâm 1 Ebu Hâmid b. Mu-hammed el-Gazâlî’nin, (Allah rahmet eylesin) önde gelen talebelerinden birisi, yıllarca onun hizmetine devam etmiÅŸ, ilimleri en ince noktasına varıncaya kadar öğrenmiÅŸ, ruhî ve ahlâkî faziletlerini geliÅŸtirerek kendisini olgunlaÅŸtırmıştı. Günün birinde kendi kendine düşünürken aklına şöyle bir fikir geldi ve dedi ki:
   
- Şimdiye kadar çeşitli ilimler okudum, gençliğim bunları öğrenmek ve toplamakla geçti. Şimdi bu bilgilerden hangilerinin yarın öldüğümde âhirette bana faydalı ve kabrimde yardımcı olacağım bilmem lâzım ki, lüzumsuz olanları terkedeyim. Nitekim Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem şöyle dua etmişti:
   “Allahım! Faydasız ilimlerden Sana sığını-rım.”
   Bu düşünce, talebenin kafasını devamlı olarak meÅŸgul etti. Sonunda bu düşüncesini Åžeyh    Hüccetü’l-İslâm Muhammed el Gazâli’ye (Allah rahmet eylesin) yazarak fikir danışmaya, bazı sualler sorup tavsiye ve hayır dua istemeye ÅŸevketti. Ona ÅŸunlan yazıp sordu:
   “DoÄŸrusu, ÅŸeyhimin İhyâu Ulûmi’d-Din 2 adlı kitabında ve yazdığı diÄŸer eserlerinde, sorduÄŸum suallere cevap veriliyorsa da ben, ÅŸeyhimin isteklerime, yazıp vereceÄŸi cevapları    -Allah’ın izniyle- yaÅŸadığım müddetçe yanımda taşıyacağım ve o sahifelerde yazılı olanlarla amel etmeyi arzu etmekteyim”.
   Talebesinin arzusu üzerine Şeyh, bu risaleyi kaleme alarak ona gönderdi (Vallahu âlem = doğrusunu Allah bilir).

   FAYDASIZ BİLGİNİN ZARARLARI

   Ey sevgili ve aziz oğlum!
   Allah seni her zaman itaat eden kullarından ve sevdiği dostlarının yolundan yürüyenlerden eylesin.
   Bilmiş ol ki, Hazreti Peygamber sallallahü aleyhi ve sellemden rivayet edilenler en güzel nasihattir. Eğer sen şimdiye kadar ondan bir şeyler öğrendiysen benim öğüdüme ihtiyacın yok. Şayet ondan bir şey elde edemediysen söyle bana:
   - Şu geçip giden bunca senede ne kazandın,ne öğrendin?
   Ey oğul!
   Hazreti Peygamber sallallahü aleyhi ve sel-lemin ümmetine verdiği nasihatlardan birisi şu değerli sözüdür:
   “Allahü Teâlâ’nın kulundan yüz çevirdiÄŸinin alâmeti, o kulun kendisine faydası olmayan, yararsız iÅŸierle uÄŸraÅŸmasıdır. Bir kiÅŸi yaratılışının sebebi olan zikir ve ibadetten baÅŸka bir iÅŸle ömrünün bir saatini geçirirse, “Ceza gününde” muhakkak ki, hüsrana uÄŸramaya müstahaktır.    Kırk yaşını aÅŸmış bir kimsenin hayrı ÅŸerrinden üstün deÄŸilse, o adam cehennem ateÅŸine hazırlansın”.
   Bu nasihatim, bilgili ve anlayışlı kimseye yeter.

   BİLDİĞİ İLE AMEL ETMEK
   Ey oğul!
    etmek kolaydır. Mühim olan onu tutup gereğince amel etmektir. Bu ise çok zordur. Çünkü benlik ve nefis üstünlüğü olan kişilere acı gelir. Yasaklanan işler (menahî) ise onların kalblerine güzel ve cazip görünür.
   Bu sözlerimle, bilhassa suret ve şekil olarak ilim. isteyen kimseyi; şekle bağlı kalarak, vaktini nefsini tatmin ve dünya mevkilerini kazanmaya götüren yolları nazarî bir şekilde araştırmakla harcayan kişileri kastediyorum.
   Onlar, mücerret ve nazarî ilmin kendilerini kurtaracağını, bilgileriyle amel etmeye ihtiyaçları olmadıklarını zannederler ki, bu, filozofların inancıdır. (Subhanallah!). Allahü, Teâlâ’yı her türlü noksanlıklardan tenzih ederim. Bu gururlu ve aldanmış kiÅŸi bilmez mi ki, bildiÄŸi ile amel etmeyince bu bilgiler, aleyhlerinde delil olacaktır. Nitekim Resûlullah (s.a.v.) bir hadîs-i ÅŸerifinde:
   “Kıyamet günü en ÅŸiddetli azaba çarpılacaklar Allah’ın, bilgilerinden kendilerini faydalandırmadığı âlimlerdir”, buyurmuÅŸtur.
   Rivayet olunur ki, Cüneyd 3 (Allah rahmet eylesin) vefatından sonra rüyada görüldü ve ona şöyle soruldu:
   - Ey Ebü’l-Kasım, halin nasıldır, ne haber? Cüneyd bu soruya şöyle cevap verdi:
   - Dünyada sarf edilen o büyük büyük yaldızlı sözler fayda etmedi, kaybolup gitti. Faydasını gördüğüm, gece yarısı kıldığım birkaç re-kâtçık namazdır.
   
   Ey oğul!
   Amel bakımından iflas etmiş olma, hâl ilminden de geri kalma. Bil ki, sadece nazarî ilim sana yardım elini uzatmaz. Sana bir misal vereyim:
   Yanında on hind kılıcı ve diğer bazı silâhlar bulunan savaşçı, yiğit bir adama kırda bir arslan saldırsa, sanır mısın ki, elindeki bu silâhlan kullanmadan o yiğit adam kendini kurtarabilir? Pekâlâ bilirsin ki, adamın kurtuluşu, hareket ve silâhlan kullanmakla mümkündür, îşte bunun gibi bir kimse ilimden yüz bin mesele okumuş ve öğrenmiş olsa fakat öğrendikleri ile amel etmese ona bir faydası olmaz. O ancak bildikleri ile amel ederse bir fayda sağlayabilir. Onu ancak ameli kurtarabilir. Bunun diğer bir benzeri de şudur:
   Hastalığa yakalanan bir adamın ateşi yükselse ve sanlığa tutulsa, ilâcı da sekencebin ve keşkâp 4 olsa, hastanın iyileşebilmesi ancak bu ilâçları kullanmakla mümkün olacaktır.

   BEYT
      “İki bin rıtl 5, ÅŸarap tartsan da
      İçmedikçe sarhoÅŸ olmazsın!” 6.

   Aslı:
   Ger meyi dü hezar rıtl hemi peymayi
   Ta mey ne hori ne başedet şeydayi

   İşte bunun gibi yüz sene ders okusan, bin tane yazsan amel etmedikçe Allahü    Teâlâ’nın rahmetine hak kazanamazsın. Çünkü Allahü Te-âlâ Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor:
   “İnsan için kendi çalışmasından baÅŸka bir ÅŸey yoktur”. (Sûre: 53, âyet: 39)
   “Her kim Rabbine kavuÅŸmak isterse yararlı iÅŸler iÅŸlesin…” (Sûre: 18, âyet: 110)
   “İman ederek yararlı iÅŸler (amâl-i saliha) is-leyenlerin konaklan cennet bahçeleri olacaktır.    Onlar orada ebedî kalırlar. Oradan çıkmak ve ayrılmak istemezler”. (Sûre: 18, âyet: 107-108).
   “…yaptıklarının cezası (karşılığı) olarak…” (Sûre: 9, âyet: 95).
   “…Onlardan sonra öyle kötü bir nesil geldi ki, namazı bıraktılar, ÅŸehvetlerine uydular.    Bunlar da azgınlıklarının karşılığını göreceklerdir. Ancak tevbe edip imana gelen ve yararlı iÅŸler iÅŸleyenler cennete girerler ve zerre kadar haksızlığa uÄŸramazlar”. (Sûre: 19, âyet: 59-60).
   Ya şu hadis-i şerife ne dersin?
   “İslâm beÅŸ temel üzerine bina kılınmıştır: Allah’tan baÅŸka Tanrı olmadığına ve Muhammed’-in (s.a.v.) Allah’ın Resulü olduÄŸuna ÅŸehadet etmek, namaz kılmak, zekât vermek; Ramazan orucunu tutmak, (mümkün olursa) hacca gitmek”.

   İMAN ve AMEL
   İman: Dil ile ikrar, kalb ile tasdik ve erkâniyle amel etmektir. Amelin lüzumunu bildiren deliller sayılamayacak kadar çoktur. Her ne kadar kul, cennete Allahü Teâlâ’nın fazl ü keremi ile girecekse de, daha önce ona taat ve ibadetle hazırlanması lâzımdır. Nitekim Allahü Teâlâ:
   “Muhakkak ki Allah’ın rahmeti iyilik yapanlara yakındır”. (Sûre: 7, âyet: 56) buyurmuÅŸtur.    “İnsan yalnız iman etmekle de cennete girebilir” denilse, buna cevap olarak “evet” deriz.    Acaba ne zaman oraya eriÅŸir, o hedefe varmak için ne gibi engelleri aÅŸması gerekmektedir?
Bu engellerin en baÅŸta geleni ve en mühim olanı iman geçididir. Acaba amelden soyulmuÅŸ olan, o çıplak iman, cennete kadar dayanabilir mi? Cennete vardığını kabul edelim, oranın müflis ve mahrum bir sakini olmaz mı? Hasan Bas-ri 7 hazretleri diyor ki: “Kıyamet gününde Allahü Teâlâ kullarına.”
   - “Ey kullarını! Rahmetimle cennete girin ve cennetimin mertebelerini amelleriniz nisbe-tinde taksim edin” diyecektir. Ey oÄŸul!
   Yararlı işler (amâl-i saliha) işlemedikçe mükâfatını alamazsın. Hikâye edilir ki:
   Beni İsrail’den bir kimse Allahü Teâlâ’ya yetmiÅŸ sene ibadet etti. Allahü Teâlâ onun bu kadar ibadet etmesine raÄŸmen cennete girmeye lâyık olmadığını bildirmek üzere bir melek gönderdi. Melek o kula giderek bu kadar ibadet etmesine raÄŸmen cennete girmeye layık olamadığını kendisine haber verdi. Bunun üzerine âbid:
   - Biz ibadet etmek üzere yaratıldık. Bizim muhakkak ibadet etmemiz lâzım. (O dilerse, cennete, dilerse cehenneme kor…) dedi.
   Bu cevabı alan melek Rabbinin huzuruna dönünce:
   - İlahî, Sen onun verdiği cevabı benden iyi bilirsin, dedi.
   Bunun üzerine Allahü Teâlâ:
   - O kulum madem ki, ibadetten vazgeçmedi, Biz de keremimizle ondan vazgeçmeyiz. Ey meleklerim, şahit olun, Ben de onu muhakkak affettim, buyurdu.

   NEFİS MUHASEBESİ
   Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuÅŸtur: “(Kıyamet gününde) hesaba çekilmeden (dünyada), kendi muhasebenizi yapın, (amelleriniz orada) tartılmadan önce siz onları tartın”.
Hazreti Ali radıyallahu anh, “Çalışmadan (cennete) gireceÄŸini sanan kimse boÅŸ ümide kapılmıştır. Yalnız kendi gayret ve çalışmasiyle cennete gireceÄŸini zanneden de kendine çok güvenen kimsedir”, buyuruyor.
   Hasan Basri hazretleri, “Amelsiz cennete girmeyi istemek, günahlardan bir günahtır” buyurdu. Yine Hasan Basri buyuruyor:
   “Hakikate ermenin alâmeti, karşılığını beklemeden yararlı iÅŸler yapmaya devam etmektir”.
   Resûlullah (s.a.v.), “Akıllı , nefsini ıslah edip ölümden sonrası için çalışan kimsedir. Ahmak da, nefsine uyup Allahü Teâlâ’ya karşı boÅŸ yere ümit baÄŸlayandır” diye buyurmuÅŸtur.
   Ey oğul!
   Öğrenmek için kitapları tekrar tekrar okuyup mütalâa ederek birçok geceler uykusuz kaldın; uykuyu kendine zehir ettin. Buna sebep olanın ne olduğunu bilmiyorum. Şayet gayen dünyalık elde etmek, onun nimetlerini toplamak, mevki ve rütbelerini kazanmak ile arkadaşların arasında üstünlük ve benlik taslamaksa, vay haline!.. Yazıklar olsun sana!.. Yok, böyle değil de, maksadın Peygamber Efendimizin (s.a.v.) şeriatini ihya etmek, ahlâkını güzelleştirmek, fenalığı emreden nefsine hâkim olmak idiyse, ne mutlu sana, müjdeler olsun sana!..
   Şu şiiri söyleyen ne güzel söylemiş:

   BEYT
   Yazık senden başka birini görmek için uykusuz kalan gözlere,
   Yazık senden başkası için dökülen o gözyaşlarına.

   Ey oğul!
   İstediğin kadar yaşa, nasıl olsa bir gün öleceksin; dilediğini sev, nasıl olsa bir gün ayrılacaksın; istediğini yap, nasıl olsa bir gün hesabını vereceksin.

   Ey oğul!
   Sarf, nahv, aruz, ÅŸiir, kelâm, astronomi, belagat, mantık, tıb gibi ilimleri okumakla Allahü Teâlâ’nın sana ibadet edesin diye vermiÅŸ olduÄŸu ömrü boÅŸa harcamış olmaktan baÅŸka eline ne geçti? 8.
   Hazreti İsa aleyhisselâmın İncil’inde şöyle bir ibareye rastladım:
   Bir ölünün tabuta konulduğu saatten, kabrin kenarına getirildiği âna kadar, Allahü Teâlâ azametiyle o ölüden kırk sual sorar:
   Bu sorulardan biri de şudur:
   “Ey kulum! Halkın gözüne güzel görünmek için senelerce yüzünü yıkayıp temizledin. Benim baktığım kalbini bir kerecik olsun temizleyip hoÅŸ görünmedin”. Halbuki Allahü Teâlâ her gün senin kalbine bakar ve der ki:
   - Benim nimetlerimle bolluk içinde yaşarken, başkaları için çalışıyorsun. Şunu iyi bil ki, sen, bu hitabı işitmezsin, çünkü sağırsın.
   
   Ey oğul!
   İlimsiz amel olmayacağı gibi, amelsiz ilim de bir deliliktir. Bilmiş ol ki, bugün seni günahlardan uzaklaştırmayan, ibadete yaklaştırmayan ilim, yarın da cehennem ateşinden uzaklaştırmayacaktır. Bugün hazır fırsat elindeyken ilminle amel etmez, geçmiş günleri de telafiye çalışmazsan yarın kıyamet gününde:
   “Ey Rabbimiz, bizi dünyaya geri gönder de iyi amel iÅŸleyelim”, (Sûre: 32, âyet: 12) diyenlerden olursun. O zaman da sana cevap olarak denir ki:
   
- Ey ahmak! Sen oradan geliyorsun!

   Ey oğul!
   
Maksadın, ruhunu olgunlaÅŸtırmaya, nefsine hâkim olmaya, bedenini de ölüme hazırlamaya gayret etmek olmalıdır. Çünkü son durağın kabir olacaktır. Kabirdekiler, “Ne zaman geleceksin?” diye beklemektedirler. Sakın oraya azıksız gideyim deme! Hazreti Ebu Bekri’s-Sıddık (Allah ondan razı olsun):
   
- Bu bedenler ya bir kuş kafesidir, yahut bir hayvan ahırıdır, diyor.
   
Kendi kendine biraz olsun düşün. Acaba sen bunların hangisindensin?
   
Åžayet yükseklerden uçan bir kuÅŸ isen, “Ey nefis! Rabbine dön” ilahî hitabı duyunca, cennetin burçlarının yüceliklerine eriÅŸinceye kadar kanat çırpıp uçacaksın. Hazreti Resûl’ün (s.a.v.);
   
“Sa’d bin Muaz’ın 9 ölümünden Arşü’r-Rahman sarsıldı” buyurduÄŸu gibi.
   
Allah korusun, bunun aksine ÅŸayet hayvanlar zümresinden isen Allahü Teâlâ’nın, “Onlar hayvanlar gibidir. Belki sapıklıkta onlardan daha aÅŸağıdırlar”. (Sûre: 7, âyet: 179) buyurduÄŸu gibi dünyadan ayrılınca, doÄŸru cehennemin kızgın ateÅŸini boylamayacağını temin edebilir misin?
   
Rivayet edilir ki, Hasan Basri hazretlerine bir bardak soğuk su verilmişti. Bardağı eline alır almaz bayıldı, bardak da yere düşüp kırıldı. Bir yudum su içmek nasip olmadı. Ay ilip kendine gelince şöyle sordular:
   
- Ey Ebu Said, ne oldu sana?
   
Ebu Said:
   
- Cehennem halkının cennet ehline, “Ey cennettekiler! Allah’ın size verdiÄŸi sudan ve rı-zıklardan bize de akıtın” diye ümid edip isteyeceklerini hatırladım da bundan ötürü bayıldım, diye cevap verdi.
   Amelsiz ilim sana yetse, iyi iÅŸler yapmak gerekmeseydi, Allahü Teâlâ’nın, “Benden bir ÅŸey isteyen var nü, af dileyen var mı, tevbe eden var mı, istiÄŸfar eden var mı?” çaÄŸrısı boÅŸa gider ve lüzumsuz olurdu.

    ____________
   
1 Zeynü’d-Din, dinin ziyneti; Hüccetü’l-îslâm, İslâm’ın delili. Bunlar İmam Gazâli’nin lakâblarıdır.
    2 İhyâ-u Ulûmi’d-Din, 4 cilt halinde Bedir Yayınevi tarafından yayınlanmıştır.
    3 Cüneyd (Ebû’l-Kasım): Iraklı tanınmış mutasavvıf (ÖL: 910 M.).
    4 Sekencebin ve keşkâp: Ortaçağ tıbbının ilaçlarından.
    5 Rıtl: O devre ait sıvı ölçeği.
    6 Muhammed Emin el-Kürdî’nin Farsça beytinin tercümesidir.

    7 Hasan Basri: Hicretin ilk yarısında yaşamış büyük kelâm âlimi ve mutasavvıf.
    8 îmam burada, ömürlerini sadece dünya ilimlerini öğrenmek için harcayan ve Allah’ı unutan kimseleri kastediyor.
    9 Sa’d b. Muaz: Peygamber efendimizin sahabelerinin ileri gelenlerindendir. Hendek muharebesinde aldığı yaralardan öldü.

Etiketler: , ,

Related posts