Eki 04 2008

Ramazan geçti Şimdi Sıra Şevval Orucunda

Kategori: hadis, islamSerkanPasaCUBUKCU @ 15:08

-ı Şerif’ten sonraki Şevval ayında oruç tutmak öteden beri sevimli bir adet olarak gelmiştir.

Bir ay boyunca oruca alışmış olan insanlar, ayında da altı gün oruç tutmaya büyük bir ilgi göstermiş, hatta teravih gibi sıcak bir ilgiyle ayı orucunu sürdüre gelmişlerdir… Elbette bu sıcak ilgi sebepsiz değildir. Nitekim Efendimiz (sas) Hazretleri, ayı orucunun bir sene oruç tutmuş gibi sevaba vesile olacağını duyurmuş, bu yüzden de bir ay orucu tutanlar, şevvalde altı gün oruç tutmakla bütün seneyi lu geçirmiş olma sevabını kaçırmak istememişlerdir. Bu konudaki hadisi ve yorumunu şöyle ifade edebiliriz:

“Kim la geçirdiği ayından sonraki Şevvâl ayında altı gün oruç tutarsa, bütün seneyi la geçirmiş gibi olur!.”(Riyazü’s-Salihin, C.2,S.510,2.)
Demek ki, bir aylık orucundan sonra Şevvâl’de de altı gün oruç tutarak orucunu otuz altıya çıkaran kimse, bütün seneyi lu geçirmiş gibi almaktadır.

Âlimlerimiz, bütün seneyi la geçirmiş gibi almanın izahını şöyle yapmaktalar:

boyunca oruç tutan insan her orucuna on almışsa yekûnu üç yüz eder. Şevvâl ayında tuttuğu altı orucuna da onardan altmış alınca, eder üç yüz altmış. Yani bir sene.. Dolayısıyla hadîsin işaret ettiği sırra nâil olur. Bütün seneyi la geçirmiş gibi mânevî kazanç elde edebilir.

Aslında bu gibi mânevî konularda esas olan, o işi ihlasla yapmak, büyük bir gönül arzusu ile talip olmak mühimdir. Bâzen öyle lar olur ki, tutanın gönlünde beslediği derin ve sâfî ihlas yüzünden 360 gün değil, belki 360 senelik nâfile oruç sevabını alabilir.. İhlas ile kim ne isterse Rabbimiz onu verebilir. Bu bir niyet ve yorum meselesidir.

Tıpkı yolun kenarına uzaklardan bir taşı yuvarlayarak güç bela getirip yerleştiren adamla, bu taşı oradan aynı güçlükle uzaklaştıran bir başka adamın niyeti ve yorumu gibi.

Biri düşünmüş ki:

- Bu çölün ortasında yaşlı bir adam yolda giderken bineğine binmek istese, üzerine çıkıp da hayvana binebileceği yüksek bir yer yoktur. Öyle ise şu taşı yuvarlayıp yolun kenarına getireyim de, yolda gitmekte olan yaşlı ve çocuklar hayvanlarına binmek istediklerinde taşın üstüne çıkıp bineklerinin üzerine kolayca atlasınlar, sevabı da bana olsun. Adamın bu hâlis niyetine bakan Rabbimiz ondan razı olmuş, istediği sevabı ihsan eylemiş.

Böyle güzel niyetle getirilen taşı oradan öfke ile yuvarlayıp uzaklaştıran adam ise şöyle düşünmüş:

- Bu taşı buraya getiren kimse ne kadar da yanlış bir iş yapmış. Hiç düşünmemiş ki, gözleri görmeyenler, karanlıkta fark edemeyenler taşa takılıp yere düşerler. Şu taşı buradan uzaklaştırayım da kimse takılıp yere düşmesin, sevabı da bana olsun.

İşte bu adam da taşı buradan uzaklaştırdığından dolayı  rızasını kazanmış, ümit ettiği sevaba nail olmuş. Her ikisinde de niyet hâlis, yorum makul…

Biz de sâfi bir niyetle altı gün orucumuzu tutarsak, belki Rabbimiz bu niyetimize, bu bağlılığımıza bütün seneyi lu geçirmiş gibi sevaplar ihsan edebilir, hatâlarımızı affedebilir.. Rabbimizin hudutsuz rahmetine kimse sınır çizemez. Kimse kendi cimriliğini O’ na da şâmil kılamaz.

Bu orucun arka arkaya olması şart değildir. şevvâl ayı içinde olması yeterlidir.

Bir de içinde tutulamayan lar varsa, önce o borç olanı tutmak da makul ve meşru olur. Bir an önce borçtan kurtulmayı düşünmek elbette çok yerindedir. Ancak borcu sonra da tutabilirim diye de düşünebilir.. Bu bir tercih meselesidir. Her ikisi de caizdir.

Bir diğer husus da, Şevval ayında iki arası nikah yapılmaz iddiası vardır ki, artık bu batıl iddia etkisini kaybetmektedir. Çünkü Aişe validemizin nikahı Şevvalde olmuş, yani iki arasında yapılmış, ne uğursuzluk, ne de bir başka dinî yasak söz konusu olmuştur. Bu yanlış yorum şuradan da beslenmiş olabilir. şayet cuma gününe rastlarsa, namazı ile cuma namazı arası iki namazı arasıdır. Böylesine dar bir vakte nikahı sıkıştırmayın, iki namazının dışında yapın nikahınızı, tavsiyesini, ve Kurban Bayramı arası gibi geniş zamana yayanlar, böyle bir yanlış anlamaya sebep olmuşlardır, diye de düşünülebilir.
Bir Menkîbe
Süfyanı Sevri anlatıyor:
- Ben -i Mükerreme’de üç sene oturdum. Mekkelilerden bir kimse her gün Harem-i şerife gelir, tavaf eder, namaz kılar ve sonra bana verip giderdi. Ben bu kimse ile tanıştım. Bir gün o kimse beni yanına çağırdı. Bana dedi ki:

-Ben öldüğüm vakitde kendi elinle beni yıka, namazımı kıl ve defneyle. O gece beni terk etmeyip kabrimde gecele. Mükireyn suali anında bana Tevhid’i telkin et!, dedi.

Ben de o kimsenin istediklerini yapmayı kabul ettim. Bana emrettiğinin aynını yaptım: Kabrinde geceledim. O gece uyku ile uyanıklık arasında iken :

-Ya Süfyan! Beni korumaya ve senin telkinine ihtiyaç kalmadı, diye bir ses işittim.

O zaman:

-Ne sebeple bu lütfa eriştin, diye sordum

Bana cevap olarak:- -ı şerifin orucunu tutup ’den altı gün daha eklemem sebebiyle, dedi.

O zaman ben uyandım. Yanımda kimseyi göremedim. Abdest aldım, namaz kıldım, uyudum; böylece üç kere gördüm. Bildim ki bu Rahmanîdir; şeytandan değildir. O zaman da kabrin yanından ayrıldım ve “Ya Rabbi! Beni Ramazanın orucuna ve ’den altı gün orucuna muvaffak kıl” diye dua ettim. ü Teala Hazretleri beni de muvaffak kıldı.

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , ,

Related posts


Eyl 29 2008

Bayramda ne yapılır

Kategori: islamSerkanPasaCUBUKCU @ 15:11

Bayramda erken kalkmak, gusletmek, misvak kullanmak, güzel koku sürünmek, yeni ve temiz elbise giymek, sevindiğini belli etmek, fıtr, yani bayramında, namazından önce tatlı yemek, hurma yemek, hurmayı 1, 3, 5 gibi tek adet yemek, teke riayet etmek sünnettir. -i şerifte buyuruldu ki:
(Allahü teâlâ tektir, teke riayet edeni sever.) [Buhari]

Bayramda , karşılaştığı müminlere güler yüzle vermek, fakirlere çok sadaka vermek, İslamiyete doğru olarak hizmet edenlere yardım etmek, , akrabayı, din kardeşlerini etmek, onlara götürmek sünnettir.

gittiği için değil, günahlarımızın affolduğu için, büyük ve nimete kavuştuğumuz için yapıyoruz. -i şerifte buyuruldu ki:
( sabahı Müslümanlar, namaz için camilerde toplanınca, Allahü teâlâ, meleklere, “İşini yapıp ikmal edenin karşılığı nedir?” diye sorar. Melekler de, “Ücretini almaktır” derler. Allahü teâlâ da, “Siz şahit olun ki, Ramazandaki ların ve namazların karşılığı olarak kullarıma kendi rızamı ve mağfiretimi verdim. Ey kullarım, bugün benden isteyin, izzet ve celâlim hakkı için istediklerinizi veririm” buyurur.) [Beyheki]

efendimiz, (Ramazanın son günü Allahü teâlâ, oruç tutanları affeder) buyurunca, Eshab-ı kiram, (Ya Resulallah, o gün Kadir Gecesi mi?) diye sual etti. efendimiz, (Bilmez misiniz ki, iş yapana, işi bitirince ücreti verilir) buyurdu. (Beyheki)

Bu mükâfatları bilen bir Müslüman nasıl sevinmez ve etmez ki? günleri sevinmek, neşelenmek gerekir. Hz. Ebu Bekir, kızı Âişe validemizin evine gidince, iki cariyenin tef çalıp oynadığını gördü. Ensar-ı kiramın kahramanlıklarını övüyor, destan söylüyorlardı. Hz. Ebu Bekir, Resulullahın evinde böyle şey yapılmasının uygun olmayacağını bildirerek, onların susmalarını söyledi. efendimiz, Hz. Ebu Bekir’e, (Onlara mâni olma! Her kavmin bir bayramı vardır, bu da bizim bayramımızdır. , sevinç günleridir) buyurdu. (Buhari)

buyurdu ki: (Bugün, orucu kabul edilmiş, çalışmasının mükâfatını görmüş ve günahları affedilmiş olanların bayramıdır.)

-i şerifte, (Allahü teâlâ, Ramazanda dört sınıf insan hariç, herkesin günahlarını affeder. Bunlar, içki içmeye devam eden, ana-babasına âsi olan, sıla-i rahmi terk eden, mümin olmaktan ümidini kesendir) buyuruldu. (Gunye)

Eğer bunlar tövbe ederse, Allahü teâlâ günahlarını affeder. Ramazandaki sevaplar bilinseydi, her günün olması istenirdi. -i şerifte, (Ramazandaki özel sevaplar bilinmiş olsaydı, bütün yılın olması istenirdi) buyuruldu. (Ebu Nasr)

Ne mutlu günahlardan sakınarak oruç tutanlara. Bunlar, asıl bayramı ahirette yapacaklardır.
Dargın olanların, bayramı beklemeyip, hemen barışması gerekir. Allahü teâlâyı ve efendimizi seven kimse, insanların kusurlarına bakmaz, hoşgörülü olur. İyi insan yani mümin, herkesle iyi geçinir. Başkalarına sıkıntı vermediği gibi, onlardan gelecek eziyetlere de katlanır.

Kimseye darılmamalı, olduysa, 3 günden fazla sürmemeli, bayrama kadar süren bir olduysa, daha fazla gecikmeden barışmalıdır. -i şeriflerde buyuruldu ki:
(Din kardeşiyle 3 günden çok küs durmak caiz değildir. Üç gün sonra, onunla karşılaşırsa, ona verip hatırını sormalıdır. O kimse selamını alırsa, birlikte sevaba ortak olurlar. Selamını almazsa günaha girer. veren de küs durma mesuliyetinden kurtulmuş olur.) [Ebu Dâvud]
(Ameller pazartesi ve perşembe günü Hak teâlâya arz olunur. Hak teâlâ da, şirk koşmayan herkesi affeder. Ancak bu mağfiretten birbirine kin tutan istifade edemez. Cenab-ı Hak, “Onlar barışıncaya kadar amellerini bana getirmeyin” buyurur.) [İ.Malik]


ziyaretleri 
ziyaretlerinde neye dikkat edelim, önce kimleri edelim?
CEVAP
Fâsık olan, günah işlememize sebep olacak akrabayı lazım değildir. Fakat salih olan akrabayı gerekir. Salih arkadaşları de çok sevaptır. , yalnız Allah rızası için olmalıdır.
-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Bir kimse, köydeki arkadaşını ziyarete gider. Hak teâlâ, buna bir melek gönderir. Melek o adama der ki:
- Böyle nereye gidiyorsun?
- Bu köyde bir arkadaşım var. Onu ziyarete gidiyorum.
- Bunun sana bir iyiliği, bir yardımı dokundu da onun için mi gidiyorsun?
- Hayır, sırf Allah rızası için ziyaretine gidiyorum.
- Müjdeler olsun sana! Beni Allahü teâlâ gönderdi. Hiçbir karşılık beklemeden arkadaşını ziyarete gittiğin için Allahü teâlânın sevgisine mazhar oldun.) [Hakim]

(Bir din kardeşini edene bir melek, “Ne mutlu sana, Cennete girmiş oldun” der. Hak teâlâ da buyurur ki: (Benim için eden kuluma, Cennette hoşlanacağı mükâfatlar vereceğim”) [Bezzar]
(Hiç bir kul yoktur ki, din kardeşini Allah için etsin de, bir melek, “Ne iyi ettin, Cennet sana helal olsun” demesin. Allahü teâlâ da buyurur ki: “Kulum beni ziyarete geldi. Bana da onu ağırlamak düşer.) [Ebu Yala]

(Din kardeşini eden, dönene kadar, rahmet içindedir.) [Taberâni]
(Cennette öyle güzel köşkler vardır ki, bunlar, birbirini Allah için eden, Allah için sevip yardım edenler için hazırlanmıştır.) [Taberâni]
(Bir mümini için evinden çıkana, 70 bin melek, “Ey Rabbimiz; senin rızan için ziyarete giden şu kuluna rahmet et” diye dua eder.) [E.Nuaym]

(Bir müslüman, müslüman kardeşini edince, 70 bin melek “Ey Rabbimiz, senin rızan için eden bu kulundan razı ol” diye dua ederler.) [Taberâni]
(Din kardeşini, sırf Allah rızası için eden cennettedir.) [Taberâni]
(Din kardeşini edene Cennette bir derece verilir.) [Ey Oğ. İlm]

(Ziyaretçinize ikram edin!) [Haraiti]
(Mümin kardeşini edip müsafeha eden, ellerini ayırmadan her ikisinden Hak teâlâ razı olur. Ağaçtan yaprak dökülür gibi, günahları dökülür.) [Ey Oğ.İlm]
(Ziyareti aralıklı yap ki muhabbeti artırasın!) [Bezzar]

Hikmet ehli diyor ki: (Ziyareti terk etme, seni unuturlar. Pek sık da gitme senden bıkarlar.)
(Arşın etrafında nurdan kürsülerde, nur gibi parlayan insanlara Peygamberler ve Şehitler gıpta ederler. Bunlar, Allah için birbirini seven, Allah için buluşan, Allah için birbirini edenlerdir.) [Nesâi]
(Allahü teâlâ buyurur ki: Benim için birbirini eden, benim için birbirini seven, benim için veren, benim için birbirine yardım eden, sevgime mazhar olur.) [Hakim]
(Allah için sevdiği arkadaşının ziyaretine gidene, ardından bir melek, “Ne güzel iş yapıyorsun, Cenneti hak ettin” der.) [Tirmizi]

Allah rızası için müslümanı etmek çok sevaptır. Âlimi, fakiri ve salih akrabayı daha çok sevaptır. -i şeriflerde buyuruldu ki:
(Zengini eden saim ve kaim sevabı, fakiri eden ise, fi sebilillah cihad sevabı alır, her adımı Allah yolunda atılan adıma denk olur.) [Deylemi]
[Saim; lu, Kaim; gece ibâdet eden. Fi sebilillah; Allah yolunda, Allah rızası için]

(Âlimi eden, beni etmiş gibi alır.) [Taberâni]
(Sıla-i rahm, kendisinden kesilen akrabasını arayıp ve iyilik etmektir.) [Tirmizi]
(Rızkının bol, ömrünün uzun olmasını isteyen, sıla-i rahm etsin!) [Buhari]
(Sıla-i rahm, malı çoğaltır, ailede sevgiyi artırır ve ömrü uzatır.) [Taberâni]

Salih akrabayı hiç olmazsa, haftada veya ayda bir etmeli, kırk günü geçirmemelidir! Uzak ülkede ise mektupla, telefonla gönlünü almalı, dargın ise barışmalıdır.

Ev sahibi imam olur. Yahut onun tayin ettiği zat imam olur. Bir kimse, layık olsa da, teklif edilmeden ziyarete gittiği yerde imamlığa geçmemelidir. -i şerifte buyuruldu ki:
(Bir kavmi ziyarete giden, onlara imamlık yapmasın!) [Tirmizi]

-ı şerif ayının son günü ile bayramın birinci günü arası gecesidir. Bu geceyi ihya eden büyük saadete kavuşur. -i şerifte, ( ve Kurban bayramının gecelerini ihya edenin kalbi, kalplerin öldüğü gün ölmez) buyuruldu. Yine -i şerifte, rahmet kapılarının dört gece açıldığı, bu gecelerde yapılan duaların reddedilmediği, bayramı gecesinin bunlardan biri olduğu bildirilmiştir.

Davete gitmek
Her davete gidilir mi?
CEVAP
Yemekte günah işleniyorsa gidilmez. Fakirlerin davetine gitmeyip de zenginlerinkine gitmek kibirdendir. Kendinden aşağı olanları etmek de tevazu alametidir.
Düğün yemeğine davet olunanın gitmesi , başka ziyafetlere gitmek müstehaptır. Bazı âlimler ise, (Düğün yemeğine gitmek vacip, diğer davetlere gitmek sünnettir) demişlerdir. Müslümanın müslüman üzerindeki beş haktan biri, davetine icabettir. Yani davetini kabul edip gitmektir. -i şerifte, (Davete icabet ediniz) buyuruldu. (Müslim)
Külfete girenin davetine gitmek gerekmez. Cimrinin davetine de gitmemelidir! -i şerifte buyuruldu ki:
(Cömerdin yemeği şifa, cimrinin yemeği hastalıktır.) [Dare Kutni]
Samimi olarak davet edilen yere gitmelidir! -i şeriflerde buyuruldu ki:
(Davete icabet etmeyen, Allaha ve Resulüne asi olmuş olur.) [Buhari]
(Müslüman kardeşine ikram eden, Allaha ikram etmiş olur.) [İsfehani]
(İki kişi birden davet ederse, kapısı yakın olana icabet et! Çünkü kapısı yakın olanın hakkı daha önce gelir.) [Buhari]

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Related posts


Sonraki sayfa »